Anadolu denince çoğumuzun aklına sarı bozkırlar, uçsuz bucaksız tarlalar gelir. İşte tam bu algının ortasında, Yozgat’ta sessizce yükselen bir yeşillik vardır: Yozgat Çamlık Milli Parkı. Sadece Yozgat’ın değil, Türkiye’nin de ilk milli parkı olma unvanını taşıyan bu yer, bozkırın kalbine düşmüş bir mucize gibidir.

         Yozgat Çamlığı’nı özel kılan yalnızca tarihi değil, bulunduğu coğrafyaya meydan okuyan varlığıdır. Çevresi bozkırken, burada göğe uzanan karaçamlar insanı şaşırtır. Sanki doğa, “Her yerde aynı olmak zorunda değilim” demek ister. Bu çamlar, yıllardır rüzgâra, kara ve zamana direnerek Yozgat’ın simgesi hâline gelmiştir.

Şehir hayatının yavaş aktığı Yozgat’ta Çamlık, bir kaçış noktasıdır. Yazın sıcağından bunalanlar için serin bir sığınak, kışın ise karla kaplı masalsı bir manzaradır. Ailelerin piknik yaptığı, gençlerin yürüyüşe çıktığı, yaşlıların anılarını tazelediği bir ortak yaşam alanıdır. Burada atılan her adım, biraz huzur taşır.

             Ama Çamlık sadece bir mesire alanı değildir; aynı zamanda bir kimliktir. Yozgatlı için Çamlık, çocukluk demektir, bayram demektir, misafiri gezdirecek ilk yer demektir. Şehirden göç edenlerin bile aklında kalan ilk görüntülerden biridir bu yeşil örtü.

            Bugün betonun hızla yayıldığı bir dünyada Yozgat Çamlığı bize önemli bir şey hatırlatır: Doğayı korumak bir lüks değil, bir zorunluluktur. Türkiye’nin ilk milli parkı olan bu alan, sadece geçmişin değil, geleceğin de emanetidir.

             Belki çok konuşulmaz, belki reklâmı yapılmaz ama Yozgat Çamlığı sessizce ayakta durur. Tıpkı Yozgat’ın kendisi gibi… Gürültüye ihtiyaç duymadan, varlığıyla değerli olduğunu bilir.